Siyah Güzeldir Mart 19, 2009
Posted by saika in Derin Düşünceler, Teyakkuz, İnsanoloji.Tags: Audubon Ballroom, black is beautiful, hakan albayrak, hanzala, malcolm x, Ossie Davis, siyah güzeldir
add a comment

“Siz hiç Malcolm Kardeş’le konuştunuz mu? Ona hiç dokundunuz mu, ya da size bakarak gülümsediği anı yaşadınız mı? Siz hiç can kulağıyla dinlediniz mi onu?”
Ossie Davis
“I am and always will be a Muslim. My religion is Islam.”
-Malcolm x-
Harlem’de, Boston’da, Detroit’te, Mississippi’de, Manhattan’da özgürlüğü öngören bir devrimin sancısı çekiliyordu. Derisinin renginden ötürü aşağılanan insanlar artık birisinin ayağa kalkmasını bekliyorlardı. Birisi ayağa kalkmalı ve işaret parmağıyla ufku göstermeliydi.
Tarihler 19 Mayıs 1925. Omaha kentinde yazgısı diğerlerinden çok farklı olacak bir bebek dünyaya geliyor. “Malcolm little”. Derisinin rengi diğer kardeşlerinden biraz daha açık olduğu için imtiyazlı sayılabilen bir bebek. Fakat bu babasının O’na vereceği biraz fazla değerden başka bir şeye yaramayacak O da diğerleri gibi demokrasi çorağı topraklarda “öteki” sayılacaktı. “öteki” yani hırsız, cahil, katil, dolandırıcı. “öteki” yani siyah! Aslında hepsi bu! Malcolm da beyaz adamların bu sözlerinden (dahası…)
Bir damlasınız Ekim 31, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Teyakkuz, İnsanoloji.Tags: 100, çöl, Bir damlasınız, damla, do it, göl, go on
add a comment
Bir damlasınız, göle karışın: Göle düşen damla göl olur, çöle düşen damla buharlaşır çöl olur.
Hak sahibi Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: buhari, din, hadis, hadith, hak sahibi, Hz. Muhammed, islam, life style, love, Mohammed, prophet, sadaga Rasulullah, sevgi, wake up
1 comment so far
İsa gelince haber ver! Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Kitap tanıtımı, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: Allah seni seviyor, cevaplar, derin adam, din, islam, life style, peygamber, sevgi, sorular, yol, İsa, İslam'da cevabı olmayan soru yoktur
1 comment so far
İSA GELİNCE HABER VER ilkin konumunu belirlemelisin, sonra hedefini, ardından yöntemini. hep istikamet üzere mi gidiyorsun, ilkelerine sadık mısın, bunu da sorgula bazen. yolda yürüyen gezgin gibi ol, dön bir gittiğin yola bak. duygularını gözden geçir, düşüncelerini düşün, hedeflerine bak bir daha, rotana dikkat et. yolcuyu yolundan alıkoyacak engeller çıkar karşına, cazip olurlar, sevimlidirler, seni harimine çağırırlar, lezzet ve eğlenceler vaat ederler. oyalandın mı, takılıp kaldın mı, kaybetmeye başladın demektir. her zaman kirli olmaz bu oyalayıcılar, bazen yağmur gibi saftırlar, bir bebek kadar masumdurlar. işte en dehşetengiz yoldan alıkoyucular da onlardır. kanmayasın! hızlı yürümek mi istiyorsun, uzakta mı hedefin? yükün hafif olmalı!
Diğer Kitaplar:
Kur’an-ı Kerim nasıl terk edilir? Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: anlamak, bilgi, Holy Quran, ilgi, islam, kavrayış, Kuran-ı Kerim, nasıl, uyanış
2 comments

*Kuran, bilgiden ziyade esasında bir bilinç kaynağıdır. Epistemolojiden ziyade ontolojiye dâhildir. Yani bilgi kaynağı olmaktan ziyade, bilgiye ulaşacak olan insanoğluna hitaptır.
Bu kitap bir çoğumuz için artık Kur’an-ı azim değil Kur’an-ı mehcur.
Yani büyük, şanlı, asil kitabımız; içinde şerefimiz ve itibarımız olan, kemikleşmiş değer ve ilkelerimizi ısrarla vurgulayan, bize sürekli bunları hatırlatan (zikr), temel değerlerimizin (hablun min�ennâs) ve vicdanımızın sesi (basâiru li�nnâs) olan kitap değil; ya çocukluk yıllarımızı, ya mahalle camilerini, ya kandil gecelerini, ya da pişmanlık ve nostaljiyle karışık cemaat ortamlarındaki tefsir derslerini hatırlatan, artık terk ettiğimiz bir kitap.
Peki, Kur’an nasıl terk edilir?
Kimimiz Kur’an-ı okuyarak terk ederiz
Gece gündüz hatim indiririz. Bir ölünün toprağına okuyup geçeriz. Şifa niyetine okur, fal bakar, sağa sola üfürür, şifre arar, güllü yasin hatmeder, teberrüken tilavet ederiz. Hafızlık yarışmalarında birincilikler alırız. Davudi seslerimizle salonları inletiriz. Ne dendiğine hiç bakmayız çünkü önemli değildir. Önemli olan lahuti bir sesin içimizi huzurla doldurmasıdır.
İşte bu Kur’an-ı mehcurdur.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlarda okunmak, ne fal bakmak için
Kimimiz saygı göstererek terk ederiz.
İşlemeli kılıflara koyup duvarlara asarız. Saygımızdan peygamberin ismini bile anmayız. Anınca da kırk çeşit salavat getiririz. Öyle saygılıyızdır ki Kur’an-a, saygımızdan ne dediğini anlamayı bile saygısızlık sayarız.
İşte bu Kur’an-ı mehcurdur,
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için
Kimimiz yazarak terk ederiz.
Kufi-den rıka-ya, sülüs-ten cülus-a hat sanatının nadide örnekleriyle bezenmiş türkuaz ve altın sarısı yazmalara işleriz. Hat ve tezhip sanatının mükemmel örneklerini sergileriz. İnceden inceye yazar, bir noktası için kırk divid harcarız.
İşte bu Kur’an-ı mehcur-dur.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tezhip, ne sülüs, ne hat yazmak için
Kimimiz konuşarak terk ederiz.
Kur’an üzerine bol bol konuşuruz. Nutuklar atar, hutbeler irad ederiz. Konuşmalarımızı en güzel ayetlerle süsleriz. Besmele, hamdele ve salvele ile başlar, hur-i iyn dualarıyla bitiririz.
*İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için.
* Oysa bu kitap esas itibarîyle yaşayan hayatın içinde okunur. Yaşayan hayattan koptuğu an terkedilmiş (mehcur) olur. Çünkü onun oluş ve doğuş tabiatında dosdoğru yaşayan hayatın içinden gelen (kitabun qayyime) özelliği vardır. Keza hakkında bilgi sahibi olurken bile metafizik bir gerilim içinde ve korku ve titreme (huşu) halinde olmak icap eder. Aksi halde size kendini açmaz.
* Peki, nedir Kuran?
Kuran, bilgiden ziyade esasında bir bilinç kaynağıdır. Epistemolojiden ziyade ontolojiye dâhildir. Yani bilgi kaynağı olmaktan ziyade, bilgiye ulaşacak olan insanoğluna hitaptır. İnsanı çevresine tepki vermeye çağırır. Onda Allah şuuru (takva) uyandırarak hayat yolculuğunda birlikte yürümeye davet eder. Bu şuur uyandıktan sonra bilgiye insan kendisi ulaşacaktır.
Bilgi ise bütün varlığa saçılmıştır; tarih, tabiat ve hayat… Bilgi bütünüyle tek bir kişiye veya bölgeye inhisar edilmemiştir. İnsana düşen bunları aramak, esaslı bir hakikat arayışına girmek, tarihin, tabiatın ve hayatın neresinde ise bulup ortaya çıkarmak, Çin’de de olsa gidip almaktır.
Kuran sınırlı sayıda bilgi verdiği yerde bile esas itibarîyle şuur oluşturmak istemektedir. Kuran-ın yazılı bir metin olarak, tekrarlı, kesintili, vurgulu ve dalgalı akışında bunu görmek mümkündür. Esasında Kuran, deruni dile ve cânu gönüle yönelmiş bir hitabettir.
Kuran, insanlığa hiç duyulmamış yepyeni şeyleri getirmez. Bilakis bilindiği halde uygulanmayan, o çok bilenen fakat oralı olunmayan, çeşitli sebeplerle savsaklanan, her insanda fıtraten var olan insanlık vicdanını (basâirun li�n-nâs) uyandırmak ister (45/20). Uyanan vicdanın hayata yansımasını bekler; iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, sevgi, saygı, söz, namus, adalet, erdem, vefa, dostluk, kardeşlik, cömertlik, yiğitlik, mertlik gibi temel insanlık değerleri (hablu�n-nâs) üzerinde ısrarla durur (3/112) ve sürekli olarak bunları talep eder. Bunları aynı zamanda Allah’ın ipi/yolu/değerleri (hablullah) olarak vazeder (3/112).
Kuran bize hakikat arayışında yoldaş olmak ister. Yardım eder, aptalca bir yanlışlığa düşmememiz için bizi uyarır. Allah kavramının peşine düşürerek, her şeyden bağımsızlaşmamızı sağlar. Böylece bizi her tür batıl bağımlılıktan kurtararak özgürleştirir. Bu anlamda Kuran işaret parmağı gibidir. Bilfiil, bizzat ve hemen şimdi işaret ettiği yöne gitmemizi ister, işaret parmağının kendisi ile uğraşı p durmamızı değil.
(İhsan Eliaçık’ın 16 Mayıs 2007 tarihli yazısından kısaltılmıştır.)









