PROBLEMLERE ODAKLANMAK ile ÇÖZÜMLERE ODAKLANMAK arasındaki fark: Ekim 29, 2009
Posted by saika in soru, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak).Tags: amerikalılar, arasındaki fark, ÇÖZÜMLERE ODAKLANMAK, japon işi, japonlar, NASA, PROBLEMLERE ODAKLANMAK, ruslar
add a comment
Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kâğıdın üzerine akmıyordu).
Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA’ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C ‘ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı? Kursun kalem kullandılar. )
Durum 2:Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya’daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi bos şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi.
Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ısını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve bos olmadıklarından emin olunacaktı.
Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karsılaştığında, X-ısını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken bos olanlar hattın dışına doğru savruldu.
Buradan çıkarılacak (dahası…)
Meksika Sınırı / Bir çeşit sırat köprüsü Nisan 25, 2009
Posted by saika in Derin Düşünceler, video, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: albert camus, amewrika, ülke tv, bir çeşit sırat köprüsü, bosnia bosnia, da te nije Alija, erdal eren, kenan evren, klimalı tüneller, Meksika Sınırı, menderes, Mexico, Mexico border, san diego, Selahattin Yusuf, Srebrenitsa, Tarık Tufan, şeyh galip, İsmail Kılıçarslan
add a comment

- Peki hocam, sen Erdal Eren ve Menderes in fotoğraflarına bakabiliyor musun?
– Bakamıyorum, onun vicdanla alakası var.
- Zaten bir tek Kenan Evren bakabiliyor onlara…
*Bir Ülke TV programı. (1)
* Selâhattin Yusuf, Tarık Tufan ve İsmail Kılıçarslan üçlüsü tarafından cuma akşamları ülke tv de yapılan sanat, edebiyat, kültür, mizah, güncel v.b konuların konuşulduğu sohbet havasında geçen verimli ender yayınlardan biridir. İrkilticidir. Hoştur. Okunmayan kitapları hatırlatır.
*Sırpların yaptığı caniliğe, tecavüzlere, soykırım maksatlı vahşetlere karşılık bosnalıların ölçülü, kendine has adil tavrını, sivilleri hedef almayan mert duruşu özetini içeren bir program yapmışlardır. (2)
*An itibariyle canlı yayında “albert camus yaradır, şeyh galip merhemdir” haklı cümlesinin geçtiği programdır.
* Amerika girişi bir şekilde çok kolay olan ancak meksika tarafına geçilirken yakalanırsa cezasının ölüm olduğu sınır.
*”Restoranda kendilerine ziyafet çekenler ile onları dışarıdan izleyenler arasındaki o incecik camdır”.
*İdamlık bir mahkumun bile sınırı geçmesi halinde özgür olacağı sınırdır.
*Uyuşturucu geçirilen tünelleriyle meşhurdur. Öyle ki yeni tüneller klimalıdır.
(2) Srebrenitsa
Hak sahibi Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: buhari, din, hadis, hadith, hak sahibi, Hz. Muhammed, islam, life style, love, Mohammed, prophet, sadaga Rasulullah, sevgi, wake up
1 comment so far
İsa gelince haber ver! Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Kitap tanıtımı, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: Allah seni seviyor, cevaplar, derin adam, din, islam, life style, peygamber, sevgi, sorular, yol, İsa, İslam'da cevabı olmayan soru yoktur
1 comment so far
İSA GELİNCE HABER VER ilkin konumunu belirlemelisin, sonra hedefini, ardından yöntemini. hep istikamet üzere mi gidiyorsun, ilkelerine sadık mısın, bunu da sorgula bazen. yolda yürüyen gezgin gibi ol, dön bir gittiğin yola bak. duygularını gözden geçir, düşüncelerini düşün, hedeflerine bak bir daha, rotana dikkat et. yolcuyu yolundan alıkoyacak engeller çıkar karşına, cazip olurlar, sevimlidirler, seni harimine çağırırlar, lezzet ve eğlenceler vaat ederler. oyalandın mı, takılıp kaldın mı, kaybetmeye başladın demektir. her zaman kirli olmaz bu oyalayıcılar, bazen yağmur gibi saftırlar, bir bebek kadar masumdurlar. işte en dehşetengiz yoldan alıkoyucular da onlardır. kanmayasın! hızlı yürümek mi istiyorsun, uzakta mı hedefin? yükün hafif olmalı!
Diğer Kitaplar:
Kur’an-ı Kerim nasıl terk edilir? Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Teyakkuz, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: anlamak, bilgi, Holy Quran, ilgi, islam, kavrayış, Kuran-ı Kerim, nasıl, uyanış
2 comments

*Kuran, bilgiden ziyade esasında bir bilinç kaynağıdır. Epistemolojiden ziyade ontolojiye dâhildir. Yani bilgi kaynağı olmaktan ziyade, bilgiye ulaşacak olan insanoğluna hitaptır.
Bu kitap bir çoğumuz için artık Kur’an-ı azim değil Kur’an-ı mehcur.
Yani büyük, şanlı, asil kitabımız; içinde şerefimiz ve itibarımız olan, kemikleşmiş değer ve ilkelerimizi ısrarla vurgulayan, bize sürekli bunları hatırlatan (zikr), temel değerlerimizin (hablun min�ennâs) ve vicdanımızın sesi (basâiru li�nnâs) olan kitap değil; ya çocukluk yıllarımızı, ya mahalle camilerini, ya kandil gecelerini, ya da pişmanlık ve nostaljiyle karışık cemaat ortamlarındaki tefsir derslerini hatırlatan, artık terk ettiğimiz bir kitap.
Peki, Kur’an nasıl terk edilir?
Kimimiz Kur’an-ı okuyarak terk ederiz
Gece gündüz hatim indiririz. Bir ölünün toprağına okuyup geçeriz. Şifa niyetine okur, fal bakar, sağa sola üfürür, şifre arar, güllü yasin hatmeder, teberrüken tilavet ederiz. Hafızlık yarışmalarında birincilikler alırız. Davudi seslerimizle salonları inletiriz. Ne dendiğine hiç bakmayız çünkü önemli değildir. Önemli olan lahuti bir sesin içimizi huzurla doldurmasıdır.
İşte bu Kur’an-ı mehcurdur.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlarda okunmak, ne fal bakmak için
Kimimiz saygı göstererek terk ederiz.
İşlemeli kılıflara koyup duvarlara asarız. Saygımızdan peygamberin ismini bile anmayız. Anınca da kırk çeşit salavat getiririz. Öyle saygılıyızdır ki Kur’an-a, saygımızdan ne dediğini anlamayı bile saygısızlık sayarız.
İşte bu Kur’an-ı mehcurdur,
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne duvarlara asılmak, ne el sürülmemek için
Kimimiz yazarak terk ederiz.
Kufi-den rıka-ya, sülüs-ten cülus-a hat sanatının nadide örnekleriyle bezenmiş türkuaz ve altın sarısı yazmalara işleriz. Hat ve tezhip sanatının mükemmel örneklerini sergileriz. İnceden inceye yazar, bir noktası için kırk divid harcarız.
İşte bu Kur’an-ı mehcur-dur.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne tezhip, ne sülüs, ne hat yazmak için
Kimimiz konuşarak terk ederiz.
Kur’an üzerine bol bol konuşuruz. Nutuklar atar, hutbeler irad ederiz. Konuşmalarımızı en güzel ayetlerle süsleriz. Besmele, hamdele ve salvele ile başlar, hur-i iyn dualarıyla bitiririz.
*İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için.
* Oysa bu kitap esas itibarîyle yaşayan hayatın içinde okunur. Yaşayan hayattan koptuğu an terkedilmiş (mehcur) olur. Çünkü onun oluş ve doğuş tabiatında dosdoğru yaşayan hayatın içinden gelen (kitabun qayyime) özelliği vardır. Keza hakkında bilgi sahibi olurken bile metafizik bir gerilim içinde ve korku ve titreme (huşu) halinde olmak icap eder. Aksi halde size kendini açmaz.
* Peki, nedir Kuran?
Kuran, bilgiden ziyade esasında bir bilinç kaynağıdır. Epistemolojiden ziyade ontolojiye dâhildir. Yani bilgi kaynağı olmaktan ziyade, bilgiye ulaşacak olan insanoğluna hitaptır. İnsanı çevresine tepki vermeye çağırır. Onda Allah şuuru (takva) uyandırarak hayat yolculuğunda birlikte yürümeye davet eder. Bu şuur uyandıktan sonra bilgiye insan kendisi ulaşacaktır.
Bilgi ise bütün varlığa saçılmıştır; tarih, tabiat ve hayat… Bilgi bütünüyle tek bir kişiye veya bölgeye inhisar edilmemiştir. İnsana düşen bunları aramak, esaslı bir hakikat arayışına girmek, tarihin, tabiatın ve hayatın neresinde ise bulup ortaya çıkarmak, Çin’de de olsa gidip almaktır.
Kuran sınırlı sayıda bilgi verdiği yerde bile esas itibarîyle şuur oluşturmak istemektedir. Kuran-ın yazılı bir metin olarak, tekrarlı, kesintili, vurgulu ve dalgalı akışında bunu görmek mümkündür. Esasında Kuran, deruni dile ve cânu gönüle yönelmiş bir hitabettir.
Kuran, insanlığa hiç duyulmamış yepyeni şeyleri getirmez. Bilakis bilindiği halde uygulanmayan, o çok bilenen fakat oralı olunmayan, çeşitli sebeplerle savsaklanan, her insanda fıtraten var olan insanlık vicdanını (basâirun li�n-nâs) uyandırmak ister (45/20). Uyanan vicdanın hayata yansımasını bekler; iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, sevgi, saygı, söz, namus, adalet, erdem, vefa, dostluk, kardeşlik, cömertlik, yiğitlik, mertlik gibi temel insanlık değerleri (hablu�n-nâs) üzerinde ısrarla durur (3/112) ve sürekli olarak bunları talep eder. Bunları aynı zamanda Allah’ın ipi/yolu/değerleri (hablullah) olarak vazeder (3/112).
Kuran bize hakikat arayışında yoldaş olmak ister. Yardım eder, aptalca bir yanlışlığa düşmememiz için bizi uyarır. Allah kavramının peşine düşürerek, her şeyden bağımsızlaşmamızı sağlar. Böylece bizi her tür batıl bağımlılıktan kurtararak özgürleştirir. Bu anlamda Kuran işaret parmağı gibidir. Bilfiil, bizzat ve hemen şimdi işaret ettiği yöne gitmemizi ister, işaret parmağının kendisi ile uğraşı p durmamızı değil.
(İhsan Eliaçık’ın 16 Mayıs 2007 tarihli yazısından kısaltılmıştır.)
Bu denizler neden birbirine karışmıyor? Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak), İnsanoloji.Tags: Allah, atlas okyanusu, bilim, cebelitarık boğazı, deniz, gerçekler, hakikat, Hz. Muhammed, ilim, iman, Kuran, Kuran-ı Kerim, peygamber
1 comment so far
Denizlerin Birbirine Karışmaması
Akdeniz’in suyu, Cebelitarık Boğazı’nda Atlas Okyanusu ile karşılaşır. Ama bu karşılaşma sonucu kendi sıcaklık, tuzluluk ve yoğunluk özellikleri değişmez. Çünkü iki deniz arasında da bir sınır vardır.

Bu denizlerde büyük dalgalar, güçlü akıntılar ve gel-gitler olmasına rağmen deniz suları birbirlerine karışmazlar ya da bu sınırı aşmazlar. Bilimin çok yakın geçmişte keşfettiği bu gerçek 14 asır önce Kuran’ın Rahman Suresi’nde haber verilmiştir.
Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran’ın Rahman Suresi’nde şöyle bildirilir:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller.
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran’da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.
http://www.muallim.biz/
http://www.harunyahya.org/bilim/hy_bilime_yol_gosterir/bilim4.html
Birileri demiş ki, Kuran-ı Kerim Yüce Allah’ın sözü değil midir (Hâşâ)? Kuran’ı Peygamber mi yazmıştır?(Hâşâ). İşte bu soruya bir cevap:
Peygamber nereden bilsin arap yarımadasından km.lerce uzaklıktaki denizlerin birbirine karışıp, karışmadığını?
Bu gerçek dahi ne zaman belli oldu?
Yıllarca yıl sonra..
Peki Peygamber yıllar sonra ortaya çıkabilecek -teknolojik imkanlara sahip olunması gereken- bir gerçeği nasıl biliyor!
Allah biliyor. Ve bildiriyor. Böylece O, Allah’ın peygamberidir.
Orta yol ve musibetlere sabır Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak).Tags: af, amerika, cinema, günah, hadis, kefaret, lanet etme, müslüman güzel insan, musibet, orta yol, sabır
add a comment
Alemlere rahmet Hz. Muhammed (S.a.v.) şöyle buyurmuştur:
Amellerinizde orta yolu ve doğruyu bulmaya çalışın. Mü’mine musibet nev’inden her ne ulaşırsa ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet, beklenmedik bir hadise olmuş, ayağına batan diken olmuş farketmez.
Müslim, Birr
Allah’ın Rasulu doğru söyledi.
Amerika menşeli filmlerden öğrenilen her küçük kötü hadisede lanet etme geleneği müslümanın hayatında yoktur böylece. Müslüman, başına gelen kötü olaylar karşısında sabır gösterir ve büyük bir akıl örneğiyle onu kabul edip nedenini anlamaya çalışır. Bilir ki, başına ne gelirse gelsin küçük-büyük, bu günahlarının affı için birer fırsattır. Sabır ve teemmül bir müslümana yakışan en güzel sıfatlardır.
Bir de gece namazı kılsa Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak).Tags: 5, Bir de gece namazı kılsa, buhari, gece namazı, hadis, rüya, salah, salat, teeccüh, teeccüt, teecut
1 comment so far

İbn-i Ömer dedi ki: Hz Peygamberin sağlığında rüya görenler onu O’na anlatırlardı, ben de bir rüya görmek ve onu Hz. Peygambere anlatmayı diledim. O’nun zamanında bekar bir oğlandım ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni Cehenneme getürdüler. Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyunun ki gibi iki boynuzu vardı; o da ne, orada kendilerini tanıdığım insanlar vardı. Ben şöyle haykırdım: Cehennemden Allah’a sığınırım! Cehennemden Allah’a sığınırım! O sırada bir başka melek diğer iki meleğe katıldı ve bana şöyle dedi:Korkutulmayacaksın!
Ben bu rüyayı Hafsa’ya anlattım, Hafsa da onu Hz Peygamber’e anlattı. O bunun üzerine şöyle buyurdu: Abdullah ne güzel, ne iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı! Sâlim şunu ilave etti “ve o günden sonra Abdullah gecenin sadece az bir kısmında uyurdu. (Buhârî, Ashabu’n-Nebî, 19)
Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumak Kasım 1, 2006
Posted by saika in Ödev ( düşünmek bilmek uygulamak).add a comment
Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumak (mealini okumak) :
-Zihni açar.
-Zekayı kullanılır hale getirir.
-Anlam kavramını zenginleştirir.
-Anlayabilme kabiliyetini genişletir.
-Ruhu dinlendirir.
-Hafızayı güçlendirir.
-Beyini bilgiye açık hale getirir.
Hayat görüşümüzü ve yaşam tarzımızı belirleyecek kararlar verip bu dünyada mutlu olmanın ve öbür dünyayı kazanmanın yolunu keşfetmekte en önemlisi olsa gerek.
Dünya üzerinde en çok okunan Kitabı, siz kaç kere anlayarak okudunuz?
Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür. Al-i İmran/138










