Akıllı Tasarım (Intelligent Design) Mayıs 5, 2008
Posted by saika in Derin Düşünceler, Paylaşım, İnsanoloji.Tags: Akıllı Tasarım, bilim ve din, din, intelligent Design, islam, perspective, religion, yol
trackback
Akıllı Tasarım (Intelligent Design) diye bir şey var. Son günlerde özellikle Amerika’da ki telaş, teoriyi daha da ilgi çekici hale getiriyor.
Acaba Tasarımcı korkusu mu sardı diye düşünmeyin. Bu tasarıyı kabul edenler olduğu kadar tepki verenler de var. Peki nedir bu “Akıllı Tasarım” ? Buradan inceleyin.
Nam-ı diğer, Darwinizm’e meydan okuyan bilimsel hareket. Tasarımcı’nın varlığına inanan din mensupları destekliyor bu gerçeği, peki ya diğerleri? Bunu da Mustafa Akyol’un sitesindeki Bilim,din ve ateizm kategorsinden inceleyebilirsiniz. “Akıllı Tasarım” teorisinin Türkiye sözcüsü Mustafa Akyol. Sitesinde “Akıllı Tasarım”a ilişkin konuları açıklıyor ve sorulara cevap veriyor.
“Göğün boşluğunda Allah’ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için âyetler (ibretler) vardır.” 16:79









Çiçekler böceklere ‘el sallıyor’
Bilim adamları, çiçeklerin yanlarından geçen böceklerin dikkatini çekmek için onlara “el salladığını” ortaya çıkardı.
Bu bulgu çiçeklerin çoğunun hafif rüzgarda bile neden salındıklarını açıklamanın yanı sıra, polen taşıyıcı böcekleri çekmek için kullandıkları ve şu ana kadar bilinmeyen bir “numaralarını” da ortaya çıkardı.
Bilim adamları bu bilgiye, Galler sahilindeki salkım çiçeği olarak bilinen bir doğal bitkiyi inceleyerek ulaştılar.
Evrimsel Biyoloji Dergisi’nde (Journal of Evolutionary Biology) yayımlanan rapora göre, böcekler hareket halindeki çiçeklere daha fazla konuyor, ayrıca bu çiçekler daha fazla tohum veriyor.
Bu çiçek türleri, daha hareketsiz olan bitkilere göre yalnızca sayıca değil, tür olarak da daha fazla böcek çekebiliyor.
Biyologlar çarpıcı renk ve kokulara, detaylı desenleri olan taç yapraklara ve nektara sahip olan çiçeklerin, arı ve sinek türleri gibi polen taşıyıcı böcekleri daha fazla cezbettiklerini zaten biliyordu.
Ancak şu ana kadar rüzgarda salınmanın da böceklere benzer bir işaret gönderdiği bilinmemekteydi.
‘DOĞUM GÜNÜ GÖZLEMİ’
Galler’deki Aberystwyth Üniversitesi’nden John Warren, kızının doğum günü sırasında plajda uzanmışken, salınan çiçekleri gördüğünü ve bunların böylesine korunaksız bir habitatta yaşamalarına ve zarar görme riskleri olmasına rağmen, neden bu kadar uzun sapları olduğunu merak ettiğini ve araştırmasının da bu aşamadan sonra başladığını söylüyor.
John Warren bu gözleminin ardından, daha önce yapılan araştırmaları incelediğini ve bulduğu tek şeyin “saçma” olarak nitelediği, “böceklerin hareket algılamasının zayıf olduğuna” dair bilgi olduğunu söyledi.
Warren meslektaşı Penri James ile beraber Latince adı “Silene Maritima” olan ve korunaksız bir sahilde yetişen salkım çiçeği türünü incelediklerini kaydetti.
DENEYİN YÖNTEMİ
Ekip 300 tane özel yetiştirilmiş ve değişik kök uzunluklarına sahip çiçeği gözleyerek, rüzgarda ne kadar hareket ettiklerini, kaçar tane böceği ne kadar süreyle çektiklerini ve ne kadar tohum verdiklerini inceledi.
Deney sonucunda uzun ve ince saplı çiçeklerin, kısa ve kalın saplı çiçeklere oranla rüzgarda daha fazla salındıkları ve daha fazla polen taşıyıcı böcek çekebildikleri ortaya çıktı.
John Warren bununla beraber çiçeklerin evrimsel bir değişimle karşı karşıya olduklarını da ekledi.
Warren az salınan çiçeklerin böcek çekemediğini, çok salınan çiçeklerin de böceklerin konmasına müsait olmadığını, doğru oranda salınan çiçeklerin böcekleri çekmede daha başarılı olduklarını söylüyor.
Kaynak: BBC
[...] son günlerde Amerika’da yeni bir tasarım anlayışı çıktı: Akıllı tasarım (Intelligent Design) peki bu tasarım nedir? hiç merak ettiniz mi? cevabı burada.. [...]
İlimama neden o yazıyı alıntılamış. Akıllı Tasarım teorisine karşı çıkmak için olabilir diye düşündüm; hani yazı çiçeklerin evrimsel bir değişimle yüzyüze olduklarını yazmış ya. Eğer böyle idiyse amaç, İlimama’nın alıntıladığı haber gibi haberler evrime delil filân oluşturmazlar. Bilim adamları özellikle biyolojik ve tıbbî konularda hep böyle kendi çaplarında araştırmalar yaparlar, ellerindeki araştırma sonucuna ve kafalarındaki birtakım varsayamlara dayanarak sonuçlara varırlar. Meselâ diyelim ki binlerce yıl önce yaşamış neandertal insanlarının nasıl göründükleri, ne kadar ilkel veya modern bir biyolojik yapıya sahip oldukları gibi konularda sürekli birbirini yalanlayan araştırma sonuçlarına ulaşırlar. Hatta uzun süre doğru kabul edilen birçok evrimsel fikrin de yanlış olduğu yıllar sonra ortaya çıkmıştır. O yüzden bu tür araştırma sonuçlarını nihaî doğru zannetmemelidir.